Kaybolan Meslekler

Teknolojik gelişmeler bazı mesleklerin geçerliliğini ortadan kaldırmaktadır. Giyimden tutun da mimariye kadar birçok meslek bugün unutulmuş ya da unutulmak üzeredir.
 
TAŞ YONTUCULUĞU
 
Yapıların taş kullanılarak yapıldığı dönemlerin gözde mesleği taş yontuculuğu günümüzde unutulmak üzere olan mesleklerinden biridir. Taşlar, taş ocaklarından kaba olarak kesilip getirilir. Taş ustaları tarak denilen çelik ağızlı aletlerle taşı yapılarda kullanılır biçime getirirler. Taş ustalarının kullandığı başlıca aletler gönye, tesviye, levye, tarak ve külünktür.
 
KEDENECİLİK
 
Kedene çifte koşulan beygirlerin boyunlarına takılan özel yapılmış halka biçimindeki alettir. Kedene de boyunduruğa benzer ancak boyunduruğun içinde tahta kullanılır. Kedenede kullanılmaz. Kedene demet biçimindeki berdilerin üzeri telisle çapı on - on beş santimetre olacak biçimde kaplanır. Yuvarlak boru biçimdeki dışı telisle kaplı berdilerin iki ucu bir araya getirilir. Üstü sahtiyan, hayvanın derisine gelen bölümü keçe ile kaplanır. Kedene hayvanın boynuna takılınca iki ucu bir iple bağlanır.
 
TAKUNYACILIK
 
Takunya ıslak zeminlerde giyilen üstü tasmalı yüksek tabanlı tahta ayakkabılardır. Halk arasında haphap olarak da bilinir. Tahtası ceviz, dut ve çınar gibi ağaçlardan yapılır. Tahta tabanın yan taraflarına sedef kakmalar ve gümüş işlemeler yapılır.
 
KÖRÜK İMALATI
 
Ateşi canlandırmak için açılıp kapandıkça hava üfleyen ahşap ve deriden yapılmış bir alettir. Körük ateşe dayanıklı ağaçtan ve yumuşak deriden yapılır.
 
TENEKECİLİK
 
Tenekeden çeşitli eşyalar yapan ustalar vardı, bunlara tenekeci denirdi. Yumuşak çelikten üretilen sac biçimindeki tenekenin üzerine kalay yapılır.
 
Tenekeci soba borusu, huni, pekmez ve yağ kapları gibi çeşitli aletler yapar.
Tenekeciler aynı zamanda zarar gören, yıpranan teneke kapları tamir ederler. Bu tamir işine halk arasında lehimleme denir.
 
ŞERBETÇİLİK
 
Güneye özgü olan şerbet meyan kökünden yapılır. Meyan yabani bir bitkidir. Bu meyan kökünün çeşitli işlemlerden geçirilerek hazırlanmış içeceğine meyan şerbeti, bu işi yapıp satanlara da şerbetçi denir.
 
Sırtta taşınan tuluk denilen şerbet kabı sarı bakırdan ya da galvanizli sacdan yapılır. Tuluk tekeneciler tarafından yapılır. Şerbetçi,şerbet tuluğunu sırtında taşır. Demir tuluğun ağrıtmaması için sırta özel olarak yapılmış arkalık giyilir. Arkalığın üstüne şerbetçi tuluğu konur. Ayrıca şerbetçinin yanında tuluğun küçük bir benzeri bulunur. Bunda su taşınır. Bu su ile şerbet içilen bardaklar yıkanır. Şerbetçinin elinde sarı bakırdan yapılmış iki çınçın tası bulunur. Bu tasları birbirine vurarak geldiğini duyurur. Bu sesi duyanlar yakınlarda şerbetçi olduğunu görmeseler de anlarlar. Şerbetçinin ön ünde bel hizasında bardakların ve tasların konulduğu göğüslük bulunur.
 
DEBBAĞCILIK (SEPİCİLİK)
 
Hayvan derisini kullanılır duruma getirme işine tobakalama, bu işi yapan kimselere de tabak ustası denir. Tabakhaneler genellikle suyun bol olduğu yerlere, su başlarına kurulur. Eskiden tabakalama işleminde sumak ve mazı yaprağı, tüyleri dökme işleminde ise kireç ve köpek pisliği kullanılırdı.
 
Günümüzde deriyi tabakalama işlemi modern makinelerle yapılmaktadır.
 
ÇIKRIKÇILIK
 
Çıkrık kol kuvveti ile iplik eğirme ve sarma aletidir. Çıkrık iki ayak arasında dönen bir büyük kasnak ve bu kasnağın döndürdüğü iğden oluşur.
 
Ağaç tornalarda özel olarak yapılan veya kendir sapından kesilip üzerine iplik sarılan içi delik ahşap ya da kendir sapına terdek denir. Terdeğin üzerine ip sarılmış, mekikte kullanılabilir durumuna da masura denir.
 
İğ bakanak adı verilen rulman görevini yapan organik parçaların arasında döner. Büyük kasnak kol yardımı ile döndüğünde iğin takılı olduğu terdek de dönmeye başlar. Üzerine nezikteki ip sarılır ve masura oluşur. Nezik iki bölümden oluşur. Nezik taşı ve nezik kafesi.
Önceden birçok Antepli evinde çıkrıkla ip sarardı. Şimdi bu iş modern makinalarla yapıldığı için çıkrıkla ip sarma da tarihe karıştı.
 
HARATÇILIK
 
Kol ve ayak gücüne dayarak yapılan ağaçtan alet ve araç yapanlara harat denirdi. Kullandıkları alete kemane denirdi. Kemane ile delgi ve tornalama işlemlerini yaparlardı. Kemane yanında üdürgü (matkap), törpü ve çekiç kullandıkları aletlerdir.
 
SEMERCİLİK
 
Motorlu araçların yaşama girmesi ile at ve eşeğin taşımacılıkta işlevini yitirmesi bu mesleği tarihin tozlu sayfaları arasında yer almasına neden oldu. Semer; eğer yerine kullanılan binek hayvanlarının sırtına konulan, insanın hayvan sırtında rahatça gidebilmesi için yapılmış bir araçtır.
 
Semerin temel unsuru berdi denilen bir tür kamıştır. Berdiler tarak adı verilen düz tahta bir satıh üzerine birer parmak aralıklarla beş ya da altı yassı bıçakla çakılır. Berdiler taraktan geçirilerek dilimlenir. Bu berdiler semeri oluşturmak için dikilmiş telis torbanın içine konur. Şekil verilecek kısımlara daha fazla berdi konur. Telis torba bir minder biçimine getirilir, sonra ikiye katlanır. Üzerine sahtiyan, altına da keçe dikilir. Semerci Keçe ile sahtiyanı içindeki berdi dolu telis minder görünmeyecek biçimde birbirine diker.
Bunların yanında semerin bir de tahtadan iskeleti vardır. Tahta iskelet sert ağaçtan yapılır. Minderden bağımsız olarak kurulan bu iskelet yan ağacı, parmak ağacı, ön kaş ve arka kaştan oluşur. Daha önce hazırlanan üstü sahtiyan altı keçe olan minderin üzerine bu iskelet oturtulur. Sırım denilen deri iple İskelet deriye tutturulur. Biçime getirilen semerde son olarak ön kaşın görünen kısmına çeşitli süs eşyaları takılır. Usta semercinin yaptığı semer hayvanın sırtını hiç acıtmaz.
 
 
KÜLEKÇİLİK
 
Yoğurt, süt, pekmez gibi yiyeceklerin konulduğu tahta saplı kaplara külek adı verilir. Bu işi yapanlara da külekçi denir. Külek yapılacak tahtalar önce ıslatılır.
Sonra talaş mangallarında ısıtılır. Sonra silindir biçiminde bükülür. Bükülen tahtanın iki ucu birleştirilerek daire biçiminde bir tahta bir tabanın içine oturtulur, kulp takılır.
 
YEMENİCİLİK
 
Üstü kırmızı ya da siyah keçi derisinden, tabanı ise köseleden yapılan topuksuz, hafif kaba ayakkabılara yemeni denir. Yemeni yapan ustalara yemenici denir.
Yemeni yapılacak ham deri mazı yaprağı ve sumakla tabaklanır. Sonra gınnap denilen mumlanmış iple dikilir. Bir süre sonra düz tarafı çevrilir. Astar ve taban arasına vücut elektriğini alsın diye kil konur. Sonra üst bölüm tabana dikilir. Gül şeftali, nar, annabi, merkup, küçük ve büyük haspe, uzger ve zelber diye anılan çeşitleri vardır.
 
KALAYCILIK
 
Bakır mutfak aletleri bir süre sonra çabuk oksitlenip bozulurlar. Bu durum zehirlenmelere yol açar. Bakır kapların bu nedenle kalaylanması gerekir. İşte bu işi yapan ustalara kalaycı denir. Kalaylanacak kap önce yamuk tarafları varsa çekiç ile düzeltilir. Kırık yerleri varsa kaynak yapılır. Sonra kum ve kömür parçaları ile kap temizlenir. Oksitlenen ve kararan yerleri kazılarak parlatılır, yıkanır, kurutulur. Temizlenen kaplar ocakta ısıtılır. Kalayın tutması için toz nişadır atılır kabın içine. Isınan kaba kalay parçası sürülür. Eriyen kalay kabın yüzeyine sürülür. Mutfak aletlerinin bakır yerine başka madenlerden yapılması kalaycılığın yok olmasına neden oldu.
 
SEPETÇİLİK
 
Yiyecek ve eşya taşınan sepetler saz ya da küçük
yeşil ağaç dalarından örülerek yapılır. Sepetlerin büyük olanlarına küfe denir.
Küfeler söğüt veya kestane dallarının yarılarak oluşturulan dilimleri örülerek yapılır.
 
KÜPÇÜLÜK
 
Küpler her türlü iklim şartlarına uzun süreli dayanabilme özelliğine sahiptir. Daha çok kırsal kesimde soğuk su elde etmek için kullanılan geniş küpler, her tane kumunda ayrı bir emek sarf edilerek yapılır. Küpler dönemi ve yöreyi tanıtması açısından da başka bir önem taşır.
Küp toprağı, iki üç çeşit killi toprak ve keçi kılının karışımından meydana gelmektedir. Topraklar iyice elenir ve keçi kılıyla karıştırılır. Bu karışım çok iyi yoğrularak çamur haline getirilir ve uzun bir süre dinlendirilir.
 
Çamur haline gelen karışım geniş bir örtüyle sarılır ve beklemeye alınır. Çamurun kıvamına geldiği karışımdan koku geldiği zaman anlaşılır. Karışım sakız gibi olur ve bir hafta süreyle belirli sürelerde sık sık yoğurulur.
 
Çamurun şekilenmesi köylerde kadınlar tarafından elle yapılmaktadır. Çamur düzgün bir zemine oturtulur ve tabanın sağlam ve düzgün olması sağlanır. Başka bir alanda küpün etrafı iki ya da üç parçadan ayrı olarak oval olacak şeklide yapılır ve birleştirilerek tek parça haline getirilir. Hamur küp haline gelince dikkat edilecek en önemli özellik küpün kuruması için güneşsiz ve rüzgarsız yerde beklemesi gerekir. Az kuruyan parçaların üzerinde traşlama yapıldıktan sonra yörenin özelliğine göre çirtik ya da çizgilerle küp şekillenir. Kurutma işlemi güneşli ve rüzgarlı bir alanda yapılırsa yapılan işlerin renklerinde ve formlarında bozukluklar ve çatlamalar olur. Şekillenen küplerin kuruma süresi küpün büyüklüğüne ve kalanlığına göre 7 ile 15 gün arasında değişir.
 
Küpün Pişirilmesi
Kuruyan ve son şeklini alan küpün en az 48 saat pişirilme işleminin yapılması gerekir. Pişirilme işlemi kentlerde 800-1000 derece arasındaki fırınlarda 9-10 saat süreyle yapılmaktadır. Ancak köylerde yüksek derecede fırınların olmaması nedeniyle yüksek ısıya ulaşılmaması süreyi 48 saatten fazla çıkarmak gerekmektedir.
 

Gaziantep El Sanatları

Bakırcılık: Gaziantep bakır işletmeciliğinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır.Bakırlar yekpare olarak imal edilir, yani lehim ya da bir başka yolla birleştirme yapılmaz.
 
            Sedefçilik: Hammaddesi, midye kabuğu, çeşitli teller ve ceviz ağacı olan Sedef ve Sedefkarlık sanatı Ortadoğu ülkelerinde doğmuş ve 15. yüzyıldan sonra Osmanlılara geçmiştir. Sedefçilik asırlarca değişik motif ve desenlerle zenginleştirilerek mimari yapılarda, kullanım eşyalarında ve silah süslemelerinde kullanılmıştır.
          
            Gümüş İşlemeciliği: Yöremizde antik şehir özelliği taşıyan Karkamış, Dülük, Belkıs kentleri ve höyüklerden çıkartılan gümüşler, gümüş işçiliğinin ve kullanımının ilimizde ve yöremizde eskiden beri çok yaygın olduğunu göstermektedir.Günümüzde hızla çoğalan Gümüş İşleme Atölyeleri bu sanatın Gaziantep'te çok hızlı geliştiğini ve önemli döviz girdisi sağladığını göstermektedir.
          
            Yemenicilik: Yemeni, üstü kırmızı ya da siyah deriden, tabanı ise köseleden dikilen topuksuz ve çok sıhhatli olan ayakkabılara denir. Yemeni diken insana da "Köşker" denir.
          
            Antep El İşlemesi : Antep işi, beyaz kumaş üzerine iplik sarılarak ve çekilerek, beyaz, sarı, krem rengi ipliklerle çeşitli susma ve ajurlarla süslenerek işlenir. Antep işi, ilk defa Antep ve çevresinde ev hanımları tarafından yapıldığı için bu adla adlandırılmıştır. İşlemelerin eski Türk işleme karakterini taşıması bu işlerin yerli halk tarafından yapıldığını göstermektedir. Günümüzde işleme tekniği bozulmadan sim, renkli iplikler ve yardımcı nakış iğneleri kullanılarak çok güzel işlemeler yapılmaktadır.
 
           Küpçülük: Küpçülüğün yöremizde M.Ö. 6000'li yıllardan beri yapıldığı arkeolojik kazılardan anlaşılmaktadır.Topraktan yapılan bu ürünler günümüzde süs eşyası, çiçek saksısı ve turistik hatıra eşyası olarak değerlendirilmektedir.
          
           Kuyumculuk: Altın işlemeciliği ilimizde Cumhuriyet'in ilanından sonra gelişmiştir.Gaziantep'te yapımı devam eden Altın Merkezi'nin faaliyete geçmesiyle Altın Borsası kurulacaktır. Gaziantep altın işlemeciliğinin en önemli özelliği mamullerin 22 ayar olarak imal edilmesidir.
          
            Antep Kilimciliği: Antep kilimlerinin hammaddesi öküz, deve ve at tüyü, koyun yünü ve keçi kıllarıdır.Antep kilimleri tezgah, şekil, dokunuş biçimleri ve nakışları yönünden diğer yörelerin kilimlerinden çok farklıdır.
 
           Zurnacılık: Üflemeli halk çalgılarımızın başında gelen zurna, kalın zerdali ağacından yapılır. Gaziantep'te; Tüm Kaba Zurna, Orta Kaba Zurna ve Cura Zurna çeşitleri imal edilmektedir.
 
           Kutnuculuk: Hammaddesi; floş (suni ipek) ve pamuk ipliği olan ve tamamen el tezgahlarında dokunan kutnu bezi, Türkiye'de sadece Gaziantep'te dokunan ipekli bir dokuma türüdür. Kutnu kumaşı, yöresel bir kıyafet olarak kullanıldığı gibi, çeşitli aksesuar, turistik giysi, çanta, terlik, perdelik kumaş ve milli kıyafet olarak da kullanılmaktadır
          
           Aba Dokumacılığı: Aba; deve, öküz, ve at tüyünden, keçi kılından ve koyun yününden dokunan özel bir kumaştan yapılan bir erkek giysisidir. Abalar dokunduğu ipin ve kumaşın rengine, boyuna ve giyildiği yörenin ismine göre isimlendirilirler

Gaziantep'te Kültür ve Sanat

Mezopotamya ve Anadolu en eski kültür merkezleridir. Gaziantep, Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarının izleri yanında Geç Hitit Şehir Devletleri' nin uygarlıkları, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Araplar ve Türklerin uygarlıklarını sergiledikleri bir merkez olmuştur. Bölgede yapılan kazılar sonucu çıkarılan tarihi eserler Hitit uygarlığını sergilemektedir. Ayrıca halen ayakta kalan Selçuklu ve Osmanlı eserleri buradaki Müslüman-Türk uygarlığının tarihini yansıtmaktadır.
 
Gaziantep tarihine göz atıldığında sırayla şu kültürlerin yaşandığı görülür:1-Tarih Öncesi Çağlar, 2-Eti Kültürü Dönemi, 3-Asur Kültürü Çağı 4-İran Kültürü Dönemi, 5-İskender İmparatorluğu Dönemi, 6-Selevki Helenistik Krallar Dönemi, 7- Roma Çağı, 8-Bizans Kültür Çağı, 9- İslam Kültürü Dönemi, 10-Türk-İslam kültürü Dönemleri.
 
1071'den sonra Türkler Anadolu' ya hızla yerleşmeye başladılar.
 
Süleyman Şah'a bağlı Gümüştekin Bey'in kuvvetleri 1084'te Gaziantep yöresini ellerine geçirdiler. Bundan sonra çok sayıda Türkmen Aşiretleri buralara gelerek bölgeye yerleştiler. Aşiretler halinde yaşayan Türk oymakları şehirlerde Türk-İslam geleneğine bağlı kalarak vakıflar, sosyal yardım kurumlarını, esnaf loncalarını oluşturdular. Türk gelenek ve göreneklerine bağlı olarak Türk-İslam kültürü yaygınlaştı. Türk kültürüne özgü kutsal değerler milli duygu ve düşünceler, örf ve adetler halkın benliğine yerleşmişti.
 
Türk kültürü belli ilkelerle nesilden nesile aktarıldı. Belirli düşünce ve duygular milletin milli benliğini oluşturdu.Ve bölgede yıllarca süren Türk-İslam Medeniyeti uygarlık çağı Cumhuriyet dönemine kadar sürdü. Kurtuluş Savaşı öncesinde Gaziantep, İngilizlerin ve Fransızların işgaline uğradı. Bu dönemde şehir büyük bir yıkım gördü. Fransız işgalinin sonucu şehirde sağlam bir yapı kalmadı. Fakat kutsal topraklarına düşmanın ayak bastığını gören kahraman Antepliler topluca Fransız askerlerine karşı koyarak kendi istiklallerini kazanma şerefine ulaştılar.
 
Cumhuriyet döneminde kültürel çalışmalarda yeniden bir canlanma görülmüştür. 1923-1931 devresinde Gaziantep Türk Ocağı faaliyet gösterdi. 1932' de Gaziantep Halk evi açıldı. 1947'de Gaziantep Kültür Derneği kuruldu. Dernek il kültürünü yaşatmak ve tanıtmak amacıyla çok sayıda kitap ve dergi çıkardı. 1950'den sonraki dönemler, Gaziantep'in toplumsal ve kültürel yaşamı için bir dönüm noktası olmuştur. Bu yıllarda özellikle köyden şehire doğru bir nüfus akışı görülmüştür.
 
Gaziantep'te Cumhuriyet döneminde halkın kültür seviyesini yükseltmek amacıyla bir çok faaliyet yürütülmüştür. Başta okullar, öğretmenler olmak üzere bazı kuruluşlar törenler düzenleyerek, gösteriler hazırlayarak bu kutlu görevi yaşatmışlardır. Özel dernekler tarafından yürütülen faaliyetler:1-Gaziantep Türk Ocağı, 2-Gaziantep Halkevi,3-Gaziantep Kültür Derneği üstlenmiştir.
 
Bu özel kuruluşlar, milli ve kahramanlık günlerini anmışlar, köy gazileri şiir, hikaye yarışmaları düzenlemişler, folklor gösterileri sunmuşlar, temsiller, konferanslar, anma toplantıları düzenlemişler, çeşitli sergilerle kültürel faaliyetlerde bulunmuşlardır.Halk eğitimi dalında düzenlenen okuma-yazma kursları açılmıştır. Kültürel ve edebiyat, folklor konularında yüzlerce kitap, dergi ve gazete çıkarılmıştır.
 
Halk Eğitimi Merkezi, Milliyetçi Öğretmenler Derneği, Dilsizleri Koruma Derneği, Yardım Sevenler Derneği, Turizm Derneği, Kolej Açma ve Yaşatma Derneği, İlim Kültür Sanat Dernekleri gibi pekçok dernek ve kuruluş kültürel alanda faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.
1950' lerde "Gaziantep Kütüphaneler Tesis ve Yaşatma Derneği" kütüphane alanında çalışmaya başlamıştır. 1979'da Gaziantep 4 halk, 2 çocuk kütüphanesi vardı. Ayrıca 1950'lerde bölgede dini etkin yaygın durumdaydı. Dini eğitim yaygınlaşmış, tarikatlar çoğalmış, dini eğitim gören öğrenci sayısı da artmıştı.
 
Gaziantep Müzesi 1969'da açıldı. Müzede tarihi eserler sergilenerek halkın hizmetine sunuldu. Fuar'da Sergi Salonu, Belediye site sergi çalışmaları sürdürüldü. Her yıl 15 Eylül'de açılan Gaziantep Fuarı ile Altın Fıstık Festivali Şenlikleri devam ettirildi. Bu alanlarda görülen kültürel çalışmalar il kültürünün sergilenmesi açısından önemli bir görev üstlenmiştir.
 
1978'de ilde 18 basımevi vardı. 12 gazete yayınlanmaktaydı. Bölge basını eskiden beri etkinliğini sürdürmektedir. İl Anadolu basınının en güçlü bir merkezi durumundaydı. Ayrıca eskiden ortaoyunu ve seyirlik oyunların yaygın olduğu ilde bu alanlardaki ilgiyi günümüzde sinema ve televizyon almıştır.